AVRUPADAN Youtube Video
Avrupa’da her 4 seçmenden biri aşırı sağa oy veriyor
PopuList araştırmasına göre Avrupa’da aşırı sağ partilere oy verenlerin oranı yüzde 23’ü aştı. Bu oran 1995’te yaklaşık yüzde 5’ti.
Avrupa’da aşırı sağ partilere destek son 30 yılda keskin biçimde arttı. The Guardian’ın aktardığı PopuList araştırmasına göre kıtada artık neredeyse her 4 seçmenden biri aşırı sağ partilere oy veriyor. 31 ülkeden 150’den fazla siyaset bilimcinin katkısıyla hazırlanan çalışmada, bu partilerin son ulusal seçimlerde aldığı oyların oranı yüzde 23’ün üzerine çıktı.
Bu oran 1995’te yaklaşık yüzde 5 seviyesindeydi. 10 yıl önce ise aşırı sağ partilerin oy oranı yüzde 10 civarındaydı. Araştırmayı yürüten Amsterdam Üniversitesi’nden siyaset bilimci Matthijs Rooduijn, 2018’de PopuList projesi başladığında her 4 Avrupalıdan biri popülist partilere oy veriyor sonucuna ulaştıklarını hatırlattı. Rooduijn’e göre bugün tablo değişti. Artık her 4 seçmenden biri çoğu aynı zamanda popülist olan aşırı sağ partileri tercih ediyor.
Yükseliş son 3 yılda hızlandı
Araştırmaya göre aşırı sağdaki yükseliş özellikle 2023-2025 arasında hızlandı. Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya gibi büyük ülkelerde bu partiler tarihî sonuçlar aldı. Avusturya’da Özgürlük Partisi’nin oy oranı 2024 seçimlerinde yüzde 16’dan yüzde 29’a çıktı. Fransa’da Ulusal Birlik yüzde 19’dan yüzde 37’ye yükselerek parlamentodaki en büyük parti oldu. Portekiz’de Chega’nın oyları yüzde 7’den yüzde 18’e ulaştı.
Birleşik Krallık’ta Reform UK, 2019’da Brexit Partisi adıyla aldığı yüzde 2’lik desteği 2024’te yüzde 14’e çıkardı. Parti, daha önce aşırı sağ olarak tanımlanmasına itiraz etmişti. Almanya’da ise 2025 seçimlerinde AfD oyunu yüzde 10’dan yüzde 21’e yükseltti ve ilk kez ülkenin ikinci büyük partisi konumuna geldi.
Bazı ülkelerde iktidar ortağı oldular
Aşırı sağ popülist partiler bugün Hırvatistan, Çekya, İtalya ve Finlandiya’da hükûmet koalisyonlarının parçası. İsveç’te ise sağ azınlık hükûmetini dışarıdan destekliyorlar. Araştırmaya göre Avusturya, Belçika, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’ta da anketlerde öne çıkan ya da yarışın merkezinde yer alan aşırı sağ partiler bulunuyor.
Buna karşın son dönemde bazı gerilemeler de yaşandı. Hollanda’da Geert Wilders’in Özgürlük Partisi sandalye sayısının yaklaşık üçte birini kaybederek ikinci sıraya geriledi. Macaristan’da Viktor Orbán’ın Fidesz’i de merkez sağ rakibi karşısında ağır bir yenilgi aldı. Ancak bu örnekler genel eğilimi değiştirmedi. Rooduijn, yükselişin ani bir dalga olmadığını, onlarca yıldır sürdüğünü ve son dönemde hızlandığını belirtiyor.
Göç başlığı daha belirleyici oldu
PopuList uzmanlarına göre aşırı sağın yükselişinde birkaç neden öne çıkıyor. İlk olarak seçmenlerin göç gibi temel konulardaki tutumları zaman içinde çok büyük değişim göstermedi. Ancak bu başlıklar, seçmenin hangi partiye oy vereceğini belirlemede çok daha önemli hâle geldi.
İkinci olarak aşırı sağ partiler giderek normalleşti. Rooduijn’e göre bu partiler büyüdükçe ve seçim kazandıkça daha olağan görülmeye başladı. Medyanın ilgisi ve merkez partilerin aşırı sağın bazı söylemlerini benimsemesi de bu süreci güçlendirdi.
Üçüncü neden ise anlatı gücü. Rooduijn, aşırı sağ partilerin mesajlarını çok etkili biçimde çerçevelediğini söylüyor. Bu anlatı genellikle ‘biz ve onlar’ ayrımı üzerine kuruluyor. Bir tarafta millet, diğer tarafta göçmenler, yargıçlar, ‘woke elitler’ ya da sistemin temsilcileri gösteriliyor. Bu da öfke, gurur, umut ve küçümseme gibi güçlü duygularla işleyen bir siyaset dili yaratıyor.
PopuList aşırı sağı nasıl tanımlıyor?
PopuList projesi 8 yıl önce The Guardian ortaklığıyla başlatıldı. Siyaset biliminde yaygın kabul gören ölçütlere göre bir partinin aşırı sağ sayılması için iki temel ideolojiye dayanması gerekiyor: yerlilikçi dışlayıcılık ve otoriterlik.
Yerlilikçi dışlayıcılık, ülkenin yalnızca yerli kabul edilen gruba ait olması gerektiği fikrine dayanıyor. Bu nedenle göçmenler ve yerli olmayan gruplar kültüre, kimliğe ya da ülke çıkarlarına tehdit olarak sunuluyor. Aşırı sağ partiler çoğu zaman farklı dinlerden, cinsel yönelimlerden ya da toplumsal gruplardan insanları da dışlayıcı bir dille hedef alabiliyor.
Otoriterlik ise toplumun sıkı bir düzen içinde yönetilmesi gerektiği düşüncesine dayanıyor. Bu yaklaşımda otoriteye karşı gelenlerin sert biçimde cezalandırılması, ‘düzen ve güvenlik’ siyasetinin merkezine yerleştiriliyor.
Mahkemeler de sınıflandırmayı tartıştı
Avrupa’daki bazı partiler aşırı sağ tanımına itiraz etti. Almanya’da AfD, iç istihbarat kurumu tarafından ‘şüpheli aşırı sağcı’ olarak sınıflandırıldı; bu tanım mahkemelerce de onaylandı. Ancak parti hakkında ‘kesinleşmiş aşırı sağcı’ ifadesinin kullanılabilmesi için yargı sürecinin tamamlanması gerekiyor.
Fransa’da Ulusal Birlik de İçişleri Bakanlığı’nın aşırı sağ etiketine itiraz etti. Ancak ülkenin en yüksek mahkemesi, partinin temel ideolojisi, söylemi ve uzun yıllara dayanan siyasi çizgisinin bu sınıflandırmayı haklı kıldığını belirtti. Belçika’da ise Vlaams Blok, 2004’te hakkındaki ‘ırkçı’ değerlendirmelerin ardından adını Vlaams Belang olarak değiştirmişti.
Genel olarak mahkemeler, bu tür sınıflandırmaların siyaset bilimi alanına girdiği ve partilerin temel ideolojisine dayanılarak kullanılabileceği görüşünde. Bu nedenle medya, kamu kurumları ve siyasi rakipler, gerekli temele dayandığı sürece bu partileri aşırı sağ olarak tanımlayabiliyor.
Popülizm de rekor seviyede
Son PopuList verilerine göre Avrupa’da aşırı sağ parti sayısı 133’e çıktı. Bu sayı 2003’te 112’ydi. Aşırı sol partilerle birlikte değerlendirildiğinde, popülist partilerin sayısı da 201’e yükseldi. 2003’te bu sayı 165’ti.
Popülizm, toplumu ‘saf halk’ ve ‘yozlaşmış elit’ diye iki karşıt gruba ayıran bir siyaset anlayışı olarak tanımlanıyor. Destekçilerine göre popülizm, sıradan yurttaşın sisteme karşı sesini yükseltmesini sağlıyor. Eleştirmenlere göre ise popülistler iktidara geldiklerinde yargı, medya ve azınlık hakları gibi liberal demokrasinin temel unsurlarını zayıflatabiliyor.
Rooduijn’e göre bu partiler yurttaşların memnuniyetsizliğini görünür kıldığı için demokraside bir işlev görüyor. Ancak özellikle aşırı sağ popülist partilerin fikirleri, liberal demokrasinin temel ilkeleriyle her zaman uyumlu değil. Macaristan, Polonya ve ABD örnekleri de aşırı sağ popülistler iktidara geldiğinde demokrasinin baskı altına girebileceğini gösteriyor.
Geri Dön 24 Haziran 2026 Çarşamba Önceki Yazılar