AVRUPADAN Youtube Video
Aşırı sağın kasasına giden milyonlar
Aşırı sağcı olarak izlenen AfD, devletin parti ve parlamento finansmanından yüz milyonlarca avro alıyor. Bu tablo, “Alman demokrasisi kendi düşmanlarını mı finanse ediyor?” sorusunu gündeme taşıyor.
Almanya’da aşırı sağcı AfD, kamuoyunda kendisini sık sık mağdur olarak tanımlıyor. Parti, yargı kararları, güvenlik makamlarının izlemesi ve diğer partilerin tutumlarını gerekçe göstererek hedef alındığını savunuyor. Ancak mali tablo bu anlatıyla örtüşmüyor.
Devlet kasasından yarım milyar avro
AfD, devletin parti finansmanından kayda değer ölçüde yararlanıyor. 2025’ten 2029 başına kadar sürecek mevcut yasama döneminde, parti ve parlamento çalışmaları için devletten toplamda yaklaşık yarım milyar avro alması bekleniyor.
DW Türkçe'de yer alan habere göre; bu kaynakların bir bölümü, seçimlerde alınan oylar ve bağışlar üzerinden geliyor. Almanya’da partiler, her oy için devletten yaklaşık bir avro alıyor. Vatandaş bağışları ve milletvekili katkıları için de devlet 45 sent ek ödeme yapıyor. Bu yolla AfD, 2025’te parti finansmanından 12,78 milyon avro aldı. Karşılaştırma için, iktidardaki Hristiyan Demokratlar aynı yıl 54 milyon avro aldı.
Asıl büyük pay parlamento ödenekleri
En büyük kalem, parlamento çalışmaları için ayrılan ödenekler. Alman Federal Meclisi, milletvekillerinin görevlerini yerine getirebilmesi için maaşın yanı sıra masraf karşılığı, personel giderleri ve ofis donanımı ödemeleri yapıyor.
Federal Meclis verilerine göre bu kalemlerin toplamı, milletvekili başına yılda yaklaşık 540 bin avroya ulaşıyor.
AfD’li milletvekillerine yılda 82 milyon avro
Şubat 2025 seçimlerindeki başarısıyla AfD, parlamentodaki en güçlü temsilini elde etti. Partinin Meclis grubu 152 milletvekilinden oluşuyor. Bu da AfD’li vekillerin çalışmaları için devletin her yıl yaklaşık 82 milyon avro ödediği anlamına geliyor.
Buna, eyalet parlamentolarındaki AfD’li vekiller için yapılan milyonlarca avroluk ödemeler de ekleniyor. Parti, neredeyse tüm eyaletlerde temsil ediliyor ve eyalet meclislerinde 200’ün üzerinde milletvekili bulunuyor.
İzlenen ve sınıflandırılan bir parti
Devlet yardımları tüm partiler için aynı kurallarla hesaplanıyor. Ancak AfD söz konusu olduğunda tartışma büyüyor. Parti, birçok eyalette Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından ‘aşırı sağcı şüpheli vaka’ olarak izleniyor. Üç eyalette ise ‘kesin olarak aşırı sağcı’ şeklinde sınıflandırılıyor.
Parlamento ofislerinde, devlet bütçesiyle finanse edilen kadrolarda, Neonazi geçmişi bulunan çok sayıda aşırı sağcı ismin istihdam edildiği belirtiliyor. Bazı aşırı sağcı yazar ve yayıncıların da AfD’li vekillerin ofisleri üzerinden geçimini sağladığı aktarılıyor.
Mahkemelerden uyarı niteliğinde kararlar
Almanya’daki önemli mahkemeler, partinin anayasa karşıtı hedefler güttüğüne dair yeterli emareler bulunduğu görüşünde. Bu mahkemeler arasında Münster Yüksek İdare Mahkemesi ve Münih İdare Mahkemesi de yer alıyor.
“Demokrasiyi tehdit eden bir ideoloji”
Dresden’deki Hannah Arendt Totalitarizm Araştırmaları Enstitüsü’nde görev yapan siyaset bilimci Steffen Kailitz, AfD’nin ideolojisinin demokrasiyi tehdit ettiğini söylüyor.
Kailitz’e göre AfD’yi tehlikeli kılan, ‘etnik temelli’ insan anlayışı. Bu yaklaşım, Alman vatandaşlığı olsa bile etnik olarak Alman sayılmayanları örtük biçimde ikinci sınıf vatandaş olarak görüyor. Parti, modern göç toplumuna karşı çıkıyor ve milyonlarca insanın sınır dışı edilmesini savunuyor.
Para olmadan kampanya olmaz
Kailitz, finansmanın siyasi etkisine dikkat çekerek “Para olmadan seçim kampanyası yürütülemez” diyor. AfD’nin özellikle sosyal medyada güçlü bir etki alanı oluşturmasının da bu kaynaklar sayesinde mümkün olduğunu vurguluyor.
Hamburglu siyaset danışmanı ve sosyal medya uzmanı Martin Fuchs, AfD’nin ilk dönemlerinde kendisine yüksek ücretli danışmanlık teklifleri yapıldığını anlatıyor. Fuchs’a göre para, özellikle başlangıçta nitelikli kadro bulmak için belirleyici oldu.
İletişime yatırım, uzmanlığa değil
Fuchs, AfD’nin kaynaklarını diğer partilerden farklı kullandığını söylüyor. Parti, Federal Meclis’e girdikten sonra bir haber merkezi kurdu ve parayı ağırlıklı olarak insan kaynağına, iletişime ve dijital altyapıya yatırdı.
Bugün AfD ve çevresinde, neredeyse yalnızca bu yapılar için çalışan bir ajans ekosistemi oluştuğu belirtiliyor. Fuchs’a göre bu ekosistem, devlet kaynakları olmadan ayakta kalamazdı.
Anayasal sınır nerede başlıyor?
Steffen Kailitz, ortaya çıkan tablonun ciddi bir paradoks yarattığını savunarak “Devlet bir yandan aşırı sağcılıkla mücadele için para harcıyor, diğer yandan aşırı sağcı bir partiyi büyük ölçüde finanse ediyor” ifadelerini kullandı.
Alman Anayasası, parti finansmanına açık bir sınır koyuyor. Anayasaya göre, özgür demokratik temel düzeni zedelemeyi amaçlayan ya da Almanya’nın varlığını tehlikeye atan partiler, devlet finansmanından yararlanamaz.
Ancak böyle bir dışlamanın önündeki engeller yüksek. Sürecin Federal Hükûmet, Federal Meclis ya da Federal Konsey tarafından başlatılması gerekiyor. Nihai kararı ise Federal Anayasa Mahkemesi verecek.
Bu nedenle tartışma sürüyor; Alman devleti, hukuki sınırlar içinde kalarak demokrasinin kendisini mi koruyor, yoksa farkında olmadan onu tehdit eden bir yapıyı mı finanse ediyor?
Geri Dön 19 Ocak 2026 Pazartesi Önceki Yazılar